Bayram Şekeri: Sam Brown - Stop (Vi...  91 Sanatçı - Gündüz Gece (Video)  Bülent Parlak - Yugoslav  H.P.Lovecraft - Yabancı  Kumarbaz Argümanı ve Eleştirisi  Bizim Referandum!  Mavi Gözlü Dev  Sezen Aksu - Tükeneceğiz (Video)  Amin Maalouf - Afrikalı Leo  Judith Butler - Toplumsal Cinayet D... 
 
 Sfenks Komplo: Türkiye de iki derin devlet savaşıyor!

Çıplak gözle görülen realite o ki; Türkiyede birbiri ile mücadele halinde olan iki tane derin devlet var...Ergenekon Davasının boncuk gibi ortaya koyduğu gerçek: 
 
Nokta Dergisinin yayımladığı Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait darbe günlüklerinden sonra şimdi de Tempo Dergisinin internet sitesinde yayımlanan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın darbe günlükleri ülkeyi ayağa kaldırdı. Her iki günlükleri yayımlayan gazetecilerin de laik kesime mensup olmaları dikkat çekicidir.

Daha da ilginci her iki gazetecinin de Sabetayist Topluma mensup ya da yakın olduğu hususudur. Darbe günlüklerini yayınlaması üzerine kapatılan Nokta Dergisi yöneticisi Alper Gümüş Ahmet Altan’ın çıkardığı Taraf Gazetesinde yazmaya başladı. Çetin Altan ve çocukları ateist olsalar da köken olarak Sabetayist Topluma mensupturlar, nihai hedefte ortak hareket etmekten de imtina etmezler. Mustafa Balbay’ın darbe günlüklerini yayımlayan Tempo 24.com.tr internet sitesinin sahibi Hürriyet Gazetesi yazarı Mehmet Yakup Yılmaz da bildik Sabetayist unsurlardandır.



Mustafa Balbay’ın darbe günlüklerinin Doğan Yayın Grubuna mensup bir yayın organında yayımlanması da büyük önem taşımaktadır. Ergenekon Davası ile ilgili başından beri sürekli olumsuz tavır takınan, küçümseyen, önemsiz göstermeye çalışan Doğan Yayın Grubunun ve özellikle en çok aleyhte bir tutum izleyen yeteneksiz fakat önemli yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın bu günlükleri yayımlaması oldukça dikkat çekici, paradoksal nitelikli karışık bir durumdur.

Doğan Yayın Grubu, 28 Şubat post modern darbe sürecinde de kışkırtıcılıkta başı çekmiş olmasına rağmen; daha sonra, birlikte hareket ettiği medya ve diğer kesimlerden herkese bir şekilde ağır bedeller ödetilirken durumu aksine daha iyiye gitmiş, konumu daha da güçlenmişti!

Nitekim 28 Şubat post modern darbe sürecinde Dinç Bilgin ve Uzan Grubu batırıldı, Korkmaz Yiğit’in medya patronluğu girişim safhasında engellendi, Mehmet Karamehmetler köşeye sıkıştırılarak yola getirildi, Turgay Ciner oradan oraya itilip kakıldı ama Doğan Yayın Grubu birtakım spekülasyonlardan öte ciddi bir darbe vurulması bir yana sürekli gücüne güç kattı. Ve bu sayede 28 Şubat post modern darbesi süreci tersyüz edilerek Ergenekon Davası ile rövanşının alınması sürecine dönüştürüldü.
Aydın Doğan 12 Eylül yönetimi ve Başbakan Turgut Özal ile göze göz, dişe diş bir mücadele başlatan basın baronu Erol Simavi’den -güvenine mazhar olarak- Hürriyet Gazetesini almıştı ama hep Sabetayist unsurların bazen açık bazen üstü kapalı ama her halükârda ciddi eleştirilerine ve yakınmalarına hedef oldu. Aydın Doğan’la birlikte Hürriyet’in 20 yıldır hiç değişmeyen Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de bu çevrelerin sürekli hedefinde oldu. En son olarak da Doğan Yayın Grubunun “Bu medya ile nasıl darbe yapılabilir?” serzenişlerine hedef olduğu Balbay’ın günlükleri ile ortaya çıktı.


Bu da Aydın Doğan’ın mazhar olduğu Erol Simavi’nin güvenine layık olmadığı, hatta suiistimal ettiği, dahası karşı tarafla işbirliği yaptığı kanaatinin ya da düşüncesinin oluştuğu anlamına gelmektedir. Ayrıca Doğan Yayın Grubu ile AKP iktidarı arasında devam eden ayyuka çıkmış kavga ile de Aydın Doğan’ın manivela olarak kullanılıp bazı yazarları harcanmak ya da ıslah edilmek istendiği kuşkusu içten içe yayılmaktadır. Anlaşılan o ki Doğan Yayın Grubunun ATV ve Sabah Grubu gibi el değiştirerek göze batması değil, Aydın Doğan patronajında dişleri sökülüp sessiz sedasız ıslah edilmesi düşünülmektedir.
Aydın Doğan gibi durumu tartışmalı olan bir başka kişi de Balbay’ın günlüklerinden Ergenekon’un (El-Aziz’e göre) 1 Numarası İlhan Selçuk ile adeta haftalık görüşmeler yaptığı ortaya çıkan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’dir. 28 Şubat post modern darbe sürecinin Başbakan yaptığı Ecevit tarafından önerilen ve Cumhuriyet tarihinde görülmemiş tam bir konsensüsle Cumhurbaşkanı seçilen Sezer, çelişkili tutumları nedeniyle daima birçok eleştiri ve yakınmaya hedef oldu.


Durup dururken velinimeti Ecevit’e anayasa kitapçığını fırlatarak 28 Şubat post modern darbe sürecinin sonunu getiren büyük ekonomik krizin fitilini ateşleyen, D-8 zirvesine katılan, ABD’ye inat ve Büyükelçisine meydan okuyarak Suriye ziyaretini gerçekleştiren, 1 Mart Tezkeresinin TBMM’den geçmemesi için elinden geleni yapan, Sabetayist Toplum unsurlarının sürekli hedefinde bulunan CHP Lideri Deniz Baykal ile son derece içli-dışlı olan Ahmet Necdet Sezer acaba İlhan Selçuk, Mustafa Balbay ve darbe planlayıcılarıyla ne kadar samimi idi? Ya da meselelere ne kadar vâkıf olup ne derece nüfuz edebiliyordu?
 

Durumu netameli bir diğer kişi de hiç kuşkusuz ki CHP Lideri Deniz Baykal’dır. Çünkü Sabetayist Toplumun tam da istediği konuları savunup izlemeyi arzu ettiği politikaları dillendiren Baykal ne yapsa ve ağzıyla kuş tutsa bu kesime ve unsurlarına yaranamamaktadır. Çünkü Baykal’ın izlediği politikalar sonuçta Sabetayist Toplumun önemsediği konuları ve izleyebileceği politikaları iğdiş edip yeni bir oluşuma imkân bırakmamaktadır.


Bu nedenledir ki 29 Mart Yerel Seçiminde -Rauf Tamer’in köşesinde aylar öncesinden ilan ettiği- iki kongre ve bir seçim formülü uygulanmaya çalışılırken, Başbakan Erdoğan’ın AKP-CHP kutuplaşmasını sağlamak üzere yaptığı dolaylı destek sayesinde zora girmiş gözüküyor.
Bütün bu yansımaları çıplak gözle görülen realite o ki; Türkiye’de birbiri ile mücadele halinde olan iki tane derin devlet var. Önce Deliyürek, sonra Kurtlar Vadisi dizisiyle halkın da anlayabileceği şekilde tedricen ve olaylarla güncelleştirilip özdeşleştirilerek anlatılmaya çalışılan devlet içinde yapılanmış bu iki derin devletin mücadelesi, Ergenekon Davası ile resmen ülke gündemine getirilmiş bulunuyor.


İki derin devletten biri hile rejimi ve köle düzenini kurup yöneten ve Sabetayist Topluma dayalı bir zümre oligarşisi oluşturan illegal yapılanmadır ki geçmişi Tanzimat Fermanı öncesine dayanır. Diğeri ise Millî Görüş’ün devlet içindeki illegal örgütlenmesini gerçekleştiren yapılanmadır ki bunun da geçmişi 12 Mart Muhtırası öncesine dayanır.


Çıplak gözle izlenip gözlemlenebilen yadsınamaz gerçeklik o ki Millî Görüş derin devleti istikrarlı bir yükseliş ile güç kazanmaya devam ederken Sabetayist derin devlet sürekli güç yitirmektedir. Ergenekon Davasının 28 Şubat’ın rövanşı olarak algılanıp nitelenmesi bu gerçekliğin bir itirafı niteliğindedir.


Olayı somutlaştırırsak, 9 Mart 1971 de sosyalist bir darbe gerçekleştirip CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit’i şef yapmayı amaçlayan cunta içerisinde yer alan İlhan Selçuk, 3 gün sonra bu girişimi bertaraf edip 12 Mart Muhtırasını veren cunta tarafından ünlü işkence merkezi Ziverbey Köşkünde sorgulanmıştı… Aynı İlhan Selçuk bugün 38 yıl sonra yine sonuçsuz bırakılan bir dizi darbe girişiminin içinde yer almakla suçlanarak Ergenekon Davası kapsamında yargılanmaktadır.


Başbakan Süleyman Demirel’i koltuğundan eden ve dönemin CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit’in asıl bana karşı verildi dediği 12 Mart Muhtırasını veren millî derin devlet İlhan Selçuk’u sorguladığı gibi;

Genelkurmayın 27 Nisan Bildirisi sonrasında soruşturmasını başlatıp açtırdığı Ergenekon Davasında da yine İlhan Selçuk’u yargılıyor! Darbe girişimcilerini yargılayan Ergenekon Davasına geçmişte darbelere maruz kalan 9. Cumhurbaşkanı Demirel’in reaksiyon göstermesi de bu açıdan çok anlamlıdır.
Keza 27 Nisan e-muhtırasına verdiği çok sert tepkisi sineye çekilen AKP Hükümetinin 22 Temmuz Genel Seçiminde olağanüstü bir başarı kazanması da oldukça manidardır. Genelkurmay 27 Nisan e-muhtırası nasıl verildi sorusu bugün net cevabını bulmuş değil ama AKP iktidarına 22 Temmuz Seçimini kazandırma amacı taşıdığı hususunda neredeyse artık herkes hemfikirdir.


Nitekim öteden beri Ecevit tarafından dile getirilen sağda ve solda birlik projesi 22 Temmuz Genel Seçimi öncesi yeniden gündeme getirilip Cumhuriyet Mitingleri üzerinden hayata geçirilmek istendi ve fakat bu da 27 Nisan Bildirisi bağlamında torpillendi.


Birtakım taktik manevralar, zikzaklar, şaşırtmalar, ters köşeye yatırmalar yanıltıcı olsa da hiç değişmeyen gerçeklik; 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 çizgisinin hiçbir şekilde kırılmaya uğratılmadan Millî Görüş’ün başarısı doğrultusunda sürdürülebildiğidir. Ne var ki bu çizgideki gelişmelere karşın giderek güç yitirse de Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet çizgisindeki direnişi hala sürdüren büyük bir potansiyelin varlığı da yadsınamaz.


Ancak göz ardı edilemez asıl önemli gerçeklik; Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet çizgisini temsil eden Ergenekon yapılanmasının bugün artık derin devlet niteliğini yitirip bir suç ve terör örgütü konumuna düşürülerek sanık sandalyesine oturtulmuş olmasıdır. Bu ise millî derin devletin gücünün nasıl devasa boyutlara ulaştığının yadsınamaz bir açık kanıtıdır.
Bazı çevreler şimdi bu devasa gücü, 40 yıllık tarihi geçmişini ve büyük siyasi birikimini birtakım illüzyonlarla Eski Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün çıkardığı bir pürüz ve arıza gibi yansıtmaya ve geçici olduğu algısını vermeye çalışıyorlar. Oysa bu hiçbir sonuç vermeyecek olan çok beyhude bir çırpınıştır.


Darbe yapılacakmış da Hilmi Özkök pürüz çıkarmış ve Doğan Yayın Grubu güven vermemiş. İyi de % 1 diye nitelenen Hilmi Özkök nasıl pürüz çıkarıp engelleyebilmiş? Doğan Yayın Grubu neden güven vermemiş? Bunları da izah etseler ya… Arkasını dünya siyonizmine dayayan iki asırlık koca derin devlet nasıl olmuş da böyle iki pürüz yüzünden darbe yapacakken yapamamış da sonuçta gelmiş sanık sandalyesine oturtulmuş? Bunun da bir izahı olmalı değil mi?


Kim ne derse desin, biz hiç şüphe etmiyoruz ki; dün 12 Mart 1971 Muhtırası ile Demirel’i Başbakanlık, Ecevit’i CHP Genel Sekreterliği koltuğundan eden, İlhan Selçuk’un da içinde bulunduğu cuntacıları Ziverbey Köşkünde sorgulatan güç ve irade Erbakan’ın olduğu gibi… Bugün de İlhan Selçuk ve şürekâsını Ergenekon Davasında sanık sandalyesine oturtup yargılatan güç ve irade de Erbakan’dan başkasına ait değildir, olamaz.
Erbakan daha önce Abdi İpekçi Spor Salonunda tertiplettiği Millî Gençlik şöleninde AKP ve Saadet Partisi olarak iki partiyi kurup yönettiği şeklindeki iddiaları açık ve kesin bir dille reddetti. Geçtiğimiz Pazar günkü Saadet Partisi Çağlayan Mitinginde ise daha da kesin bir ifade ile bu iddiayı kabul etmeyerek reddetti. Erbakan doğru söylüyor, böyle bir iddianın gerçekliği yoktur. Ve bizim de bu şekilde herhangi bir iddiamız da varit değildir.


Herkes gibi biz de çok iyi bilmekteyiz ki AKP’nin kurulması ile sonuçlanan yenilikçi hareketi Erbakan’a rağmen iç ve dış güç odakları başlattı. Ancak Erbakan ilk icraatı 12 Mart Muhtırası olan millî derin devlet aracılığıyla AKP iktidarını kontrol altına aldı. Tıpkı daha önce de Millî Görüş’ün kökünü kazımak için iç ve dış güçlerin 4 eğilimi birleştirme projesi ile kurdurduğu ANAP’ı iktidarda millî derin devlet aracılığıyla kontrolüne aldığı ve ülkeye büyük hizmetler yaptırdığı gibi.


AKP ve Saadet Partisi olarak iki parti kurup yönetme iddialarını kesin dille kararlı şekilde yalanlayan Erbakan’ın, Sultanahmet Camii İmam Odasında “Millî Selamet Partisi olarak -Ecevit’in oy vermediği- CHP Adayı Muhsin Batur’a Cumhurbaşkanı seçilsin diye şifreli oy verdik” şeklindeki açıklaması medyada yer almış ve tekzip edilmemiştir. 

Erbakan,12 Mart Muhtırasında imzası bulunan bir generali durup dururken desteklediğini niçin açıklamıştır? Evet, Erbakan El-Aziz’in yazdıklarını değil, başkaları tarafından kasıtlı şekilde çarpıtılmış iddiaları yalanlamaktadır.


El-Aziz olarak sürekli dile getirmeye çalıştığımız gibi bir de Erbakan’ın kendi planını karşıtlarının planı içerisine yerleştirip onun üzerinden gerçekleştirme yöntemi vardır. Erbakan, karşıtlarının çabası, emeği, desteği ile maliyetini ve her türlü riskini, külfetini de onlara yükleyerek kendi planını gerçekleştirmeye bayılır adeta.


Dış güçler ve içerideki uzantıları -Talat Halman’ın köşesinde ilan ettiği gibi- Millî Görüş’ü ikiye bölüp iki düşman kardeş parti olarak meclis’e sokmak istediler. Erbakan birtakım manipülasyonlarla buna müsaade etmeyerek Millî Görüş’ü ortasından değil de bir ucundan ikiye bölünmesini sağladı. Böylece 3 Kasım 2002 Seçiminde AKP tek başına iktidar olma olanağını bulurken Saadet Partisi Meclis dışında kaldı. Örneğin eğer Erbakan Bülent Arınç’ın Genel Başkan olmasına izin verseydi Saadet Partisi de Meclis’e girer ve fakat AKP tek başına iktidar olamazdı. Bu takdirde her iki partinin Yahudi güdümüne girmesine yol açılmış olurdu.
Ancak öyle olmadı, AKP tek başına iktidar oldu ve fakat Genel Başkan Recep Tayip Erdoğan milletvekili yapılmadığı için Başbakan olamadı. ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde devlet başkanları düzeyinde şatafatlı törenlerle karşılanıp uğurlanan Tayip Erdoğan millî derin devlet engelini aşamadı ve Başbakan Abdullah Gül ile AKP Hükümeti yoluna devam etti. Ta ki Erdoğan millî derin devlet önünde diz çöküp teslim oluncaya kadar!


Fakat Erbakan Saadet Partisi’ni hiçbir şekilde ihmal etmedi; aksine sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve Millî Görüş camiasının tecrübe kazanıp bilinçlenmesi için gereken her şeyi yaptı. Tabii, buna karşın Yahudi de boş durmadı Saadet Partisi yönetimini ele geçirip AKP karşısında kullanmak için hiçbir şeyi ardına koymadan her yola başvurdu.


Şu anda eğer Numan Kurtulmuş’un söylemi sistematik bir şekilde Erbakan’ın söyleminden farklılaşıyorsa ve Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi AKP’nin de gerisinde ve gayri milli bir söylem geliştirme yoluna girmişse elbette ki bu kendiliğinden olmamaktadır.


Bu durum karşısında eğer Erbakan’a bir şey sorulacaksa, Saadet Partisi ve AKP gibi iki farklı partiyi siz mi yönetiyorsunuz? Şeklinde olmamalıdır. Numan Kurtulmuş Millî Görüş söylemi dışındaki bu farklı söylemini sizin talimatınız ya da müsaadeniz ile mi geliştirip dillendiriyor? Neden siz ve Numan Kurtulmuş iki farklı dil kullanıyorsunuz? Gibi sorular sorulmalıdır!


Erbakan, El-Aziz Gazetesinin yazdıklarını tahrif edip değiştirerek kötü emellerine alet etmek isteyenlere fırsat vermemek için açık seçik şekilde üzerine de basa basa Kendisinin Saadet Partisi’nde olduğunu, AKP politikalarını benimsemesinin mümkün olamayacağını açıklamaktadır. Çünkü AKP’nin başarısı için çalışıyor iftirasını atarak Erbakan’a yönelik bir komplo hazırlanmakta ve seçimden sonrası için hazırlıkları sürdürülen olağanüstü kongrede Millî Görüş’ün tasfiyesine çalışılmaktadır. Ancak buna güçleri hiçbir şekilde yetmeyecektir.
Biz de El-Aziz Gazetesi olarak açık, net şekilde görüş ve düşüncelerimizi yazıyoruz… Asla Erbakan iki parti kurmuş, ikisini birlikte yönetiyor filan dediğimiz yok. Biz diyoruz ki Erbakan siyasete atılmadan önce Devrim Otomobili, Gümüş Motor girişimleri ve Odalar Birliği Başkanlığı deneyimleri ile bir derin devlet gerçekliğini teşhis ve tespit etti. Bu yüzden de siyasete atılmadan önce ordu içerisinde bir millî derin devlet oluşumu gerçekleştirdi, arkasından da siyasete atıldı. Kurduğu bu millî derin devlet aracılığıyla devleti kontrol etmeye, yine kurduğu siyasi partilerle de Millî Görüş’ü topluma anlatmaya çalıştı.


Böylece 9 Mart 1971 Cuntasını dağıttırıp 3 gün sonra 12 Mart Muhtırasını verdirdi. Bu süreçte kapatılan Millî Nizam Partisi yerine Millî Selamet Partisi’ni kurdu, 1973 seçimine soktu,  48 milletvekili çıkardı 4 yıl boyunca çeşitli koalisyonlarla iktidar oldu.


Buna karşın ABD ve yerli işbirlikçileri 12 Eylül 1980 darbesini planladılar. Erbakan millî derin devlet aracılığıyla 12 Eylül yönetimini ve ANAP iktidarını da kontrolüne geçirdi ve ülkeyi olağanüstü şekilde hızla kalkındırdı. Erbakan, bu süreçte kurduğu Refah Partisi 1995 seçiminde birinci olunca 54. Hükümeti kurdu ve yine ülkeye büyük hizmetler gerçekleştirdi.


Bunun üzerine de yine ABD ve içerideki işbirlikçileri 28 Şubat post modern darbe sürecini planlayıp başlattılar. Hükümeti bırakan Erbakan yine millî derin devlet aracılığıyla 28 Şubat sürecini de kontrolüne alıp tersyüz ederek tüm karşı çabaları boşa çıkardı. Bu süreçte ABD ve yerli işbirlikçilerinin desteği ile kurulan AKP iktidar olunca yine millî derin devlet aracılığıyla onu da kontrol altına aldı ve şu anda ülkeye büyük hizmetler yaptırıyor…


Bunun aksini düşünmek asıl Erbakan’a en büyük saygısızlık ve iftira olur. Çünkü Erbakan siyasi hayatı boyunca ilk günden itibaren hep Yeniden Büyük Türkiye dedi, Yeni Bir Dünya dedi, Adil Düzen dedi, siyonizmin dünya hâkimiyetini yıkacağız dedi…


Peki, bütün bunları şimdi geldiği bugünkü noktada ileri yaştaki bir Erbakan, yönetimi elinden alınmış şu % 2,5’luk Saadet Partisi ile mi gerçekleştirecek? Yoksa Erbakan, ben yapamayacağımı asla vaat etmem diyerek Kendisine küstahça laf atmaya çalışan Numan Kurtulmuş ve avenesinin zannettiği gibi hayatı boyunca -hâşâ- hep palavra mı attı, olmayacak şeyler mi vaat etti?


Evet, Erbakan şu anda millî derin devlet -ki artık legal millî devlet konumuna gelmiş bulunuyor- aracılığı ile AKP iktidarını ve Türkiye’yi yönetmektedir.  Ancak Saadet Partisi’ni de asla göz ardı etmiş değildir, onu da iktidar alternatifi olarak geleceğe hazırlamaktadır. Demokrasi hiçbir ülkede tek parti ile işletilemez. Millî Görüş de demokrasiyi iki parti ile işletmek zorundadır. Yoksa iktidar veya muhalefet partisinden biri gayri milli güçlerin elinde olursa ülkede huzur olmaz.


Demokrasi bir karar alma ve yönetim şekli olarak her türlü zihniyete hizmet edebilir. İslam dini ise zannedildiğinin aksine belli bir yönetim şekli vazetmemiştir. Bunu zamana, ortama ve şartlara bırakmıştır. Dolayısıyla demokrasi ile İslam’ın öngördüğü hakkı üstün tutan Adil Düzen de tesis edilebilir. Kaldı ki demokratik sistemi şura ve istişare gibi İslami olan karar alma yöntemleri ile uzlaştırmak diğer yönetim şekillerine göre daha kolaydır.


Bu yüzden nasıl ki Tanzimat’tan beri ülkede etkili olan Sabetayist derin devlet İttihat ve Terakki kökenli iki partiyi sağ ve sol diye karşı karşıya getirip Türkiye demokrasisini işletmek istiyorsa ve bu amaçla sağda ve solda birlik projesini her fırsatta hayata geçirmeye çalışıyorsa… Erbakan da Millî Görüş kökenli iki partiyi millî ve gayri millî diye karşı karşıya getirip Türkiye demokrasisini hakkı üstün tutan Adil Düzen doğrultusunda işletmeyi hedef olarak belirlemiş bulunuyor…


Bu açık, seçik, net ifadelerimizi kimse boşuna çarpıtmaya yeltenmesin…


El-Aziz



 

Haberi ... Bookmark Ağına Ekle.

BlinkList del.icio.us FaceBook Folkd Furl Google Linkarena Mister Wong oneview Webnews Yahoo MyWeb YiGG
2
Yorum var
Haber Tarihi       :  27.05.2009 Saat: 00:32
Haber Kategori  :  Sfenks Komplo
Haber Editörü    :  roy
Haber Okunma :  2913
NOT :  Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.

YORUMLAR

YNT: Türkiye'de iki derin devlet savaşıyor!
Kimden toprak_asya 06.07.2009 Saat: 13:54
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Tam, "tarafsız" bir yazı diye düşünecekken, yine bir 'taraf"a ait olduğunu anlayınca şaşırmadığım bir yazı.
Tarafsız olmak mümkün değil demek ki ülkemde.
Ahmet Altan her ne kadar bunu iddia etse de, 'Taraf'sız gazetesinin de bir taraftan olduğunu bilen biliyor.
Bundan iyisi şamda kayısı diyesim geldi yazı için.
Teşekkürler, başka açılardan bakabilmek lazım olaylara.


YNT: Türkiye'de iki derin devlet savaşıyor!
Kimden volkan 31.05.2009 Saat: 16:22
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Artık bilinen bir gerçek


Tüm Yorumlar için Tıklayın
Sfenks Komplo kategorisine ait son 10 yazı.

      Kültürel Üyelik
      Sfenks Konular
RAHATSIZ YAZILAR
Kahve Molası
İntihar Notları
Aşk Böceği
Tüm Yazarlar »»»
      Sfenks Evraklar
      Kültür Menü
Toplam Üye: 1493
Aktif Üye: 28
Aktif Ziyaretçi: 140
Üye Adı
Şifre
          Yeni Üye KayıtYeni Üye Kayıt
          Şifremi UnuttumŞifremi Unuttum
      Sürgündeki Notlar
· Adalet AĞAOĞLU
· Adolf HİTLER
· Ahmet ALTAN
· Ahmet ARİF
· Ahmet Hakan COŞKUN
· Ahmet KAYA
· Alain BOSQUET
· Alan Durning
· Alan Lightman
· Aleksandr S. Puşkin
· Alfred de MUSSET
· Alfred de VIGNY
· Ali BAYRAMOĞLU
· Ali Erdem ÖLMEZ
· Ali Şeriati
· Alparslan TÜRKEŞ
· Anna KARAVAEVA
· Antonin ARTAUD
· Arthur RIMBAUD
· Ataol BEHRAMOĞLU
· Atatürk
· Atlantis
· Attila JÒZSEF
· Attila İLHAN
· Ayşe Büşra Erkeç
· Aziz NESİN
· Aztekler
· Aşık VEYSEL
· Baki Özgür TUĞAY
· Benno BARNARD
· Bertolt BRECHT
· Bertrand RUSSELL
· Bob Dylan
· Boris PASTERNAK
· Bülent ECEVİT
· Bülent Parlak
· Cahit Sıtkı TARANCI
· Can DÜNDAR
· Can YÜCEL
· Celil MEMMEDGULUZADE
· Cem KARACA
· Cemal SÜREYA
· Cemil MERİÇ
· Cesare PAVESE
· Charles BAUDELAIRE
· Che GUEVARA
· Chuck Palahniuk
· Constantinos KAVAFIS
· Dans
· Demet BULDU
· Deniz Gezmiş
· Dücane CÜNDİOĞLU
· Edebi Biyografi
· Edebiyat
· Edgar ALLAN POE
· Edip Cansever
· Eflatun
· Emel İrtem
· Emre KONGAR
· Erdal ÖZ
· Erzurumlu EMRAH
· Eski Mısır
· Ezra POUND
· Fakir BAYKURT
· Faruk Nafiz Çamlıbel
· Fazıl Hüsnü Dağlarca
· Federico G. Lorca
· Fethullah GÜLEN
· Franz Kafka
· Friedrich Nietzsche
· Fyodor Dostoyevski
· G.Garcia Marquez
· George Orwell
· Gerard de NERVAL
· Gez Gör Keşfet
· Goethe
· Guillaume APOLLINAIR
· Gülay GÖKTÜRK
· Gökhan Özcan
· Halit Fahri OZANSOY
· Hasan Karahan Sönmez
· Haşmet BABAOĞLU
· Hekimoğlu İSMAİL
· Hüseyin Avni GEZGİN
· Hüseyin HATEMİ
· Isaac ASIMOV
· Jacques PREVERT
· Jean-Jacques ROUSSEA
· John MASEFIELD
· John STEINBECH
· Josef STALİN
· JoseMaria de HEREDİA
· Kara Mizah
· Karakalem
· Karl MARX
· Kenan KALECİKLİ
· Kitap Tahlili
· Kizu TOYOTARA
· Konfücyüs
· Lanetli Sınıf
· Langston HUGHES
· Lenin
· Leonard Cohen
· Leslie Morgan COLLIN
· Levni
· Louis ARAGON
· Mahatma GANDHİ
· Maya Uygarlığı
· Mehmet Akif Ersoy
· Mehmet BARLAS
· Mehmet PEKKÜÇÜKŞEN
· Mehmet Şener
· Mevlana
· Mikhail ISSAKOVSKI
· Murathan MUNGAN
· Nazım HİKMET
· Necip F.KISAKÜREK
· Necmettin ERBAKAN
· Nedim
· Nevzat TARHAN
· Neyzen TEYFİK
· Nihat GENÇ
· Nikolaevich TOLSTOY
· Nostalji Türk
· Nostalji Yabancı
· Nuri PAKDİL
· Nurullah GENÇ
· Olcay BEKİROĞLU
· Omer HAYYAM
· Opera ve Bale
· Orhan KEMAL
· Orhan PAMUK
· Orhan Veli KANIK
· Oruç ARUOBA
· Ozdemir ASAF
· P.J . JOUVE
· Pablo NERUDA
· Paul ELUARD
· Paul VALERY
· Paul VERLAINE
· Philippe SOUPAULT
· Pierre de RONSARD
· Pir Sultan ABDAL
· Pınar POTUK
· Rafael A. MARTINEZ
· Rainer Maria RILKE
· Rene CHAR
· Resim ve Fotoğraf
· Reşat N. GÜNTEKİN
· Robert DESNOS
· Röportaj
· Said NURSİ
· Sait ÇAMLICA
· Salah BİRSEL
· Salvatore QUASIMODO
· Samed VURGUN
· Sanat
· Selahaddin HİLAV
· Selim İLERİ
· Seyh EDEBALİ
· Seyh Sad-i ŞİRAZİ
· Seyh ŞAMİL
· Sezai KARAKOÇ
· Sfenks
· Sfenks Haber
· Sfenks Komplo
· Sigmund FREUD
· Sinema
· SKL Hareketi
· Sokrates
· Soner YALÇIN
· Stephane MALLARME
· Sır'lı Ayna
· Tünay Süer
· T. S. ELIOT
· Tamara
· Teneke
· Ters Köşe
· Theophile GAUTIER
· Tiyatro
· Tristan TZARA
· Turgut UYAR
· Turkadin
· Uğurtan AKGÜL
· Victor Hugo
· Vladimir MAYAKOVSKI
· William SHAKESPEARE
· World Culture
· Yahya Kemal Beyatlı
· Yannis RITSOS
· Yaşar KEMAL
· Ümit Yaşar OĞUZCAN
· Yorgo SEFERIS
· İpek ONGUN
· İskender PALA
· İsmet ÖZEL
· İtalo Calvino
· Yunus EMRE
· Yusuf Ziya ORTAÇ
· Yılmaz ERDOĞAN
· Zeki MÜREN
· Ömer ÇELİK

      Sanat'a sahip ol !
© Sfenks.net 2007 her hakki saklidir. SiteMap
Sitedeki yazılar 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır.
Yazar ve Şairlerinden izin alınmadan, eserler, hiç bir ortamda kullanılamaz.
Yazilarin her türlü hukuki sorumlulugu yazi sahibine aittir