H.P.Lovecraft - Yabancı  Kumarbaz Argümanı ve Eleştirisi  Bizim Referandum!  Mavi Gözlü Dev  Sezen Aksu - Tükeneceğiz (Video)  Amin Maalouf - Afrikalı Leo  Judith Butler - Toplumsal Cinayet D...  İsrail kaşınmaya devam ediyor!  Gabriel G. Marquez - Beşyüz Günlük ...  Friedrich HÖLDERLİN - Ruh Huzuru 
 
 Sfenks Komplo: Savaş kızışıyor...

Ergenekon Davası, her zaman ifade ettik ki iki derin devlet arasındaki bir mücadele olarak 28 Şubat post modern darbe sürecinin rövanşıdır. Ancak bu yalnızca 28 Şubat sürecine münhasır değil; Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet süreçlerinde devleti ele geçirmiş bulunan azınlıkçı Sabetayist Toplum oligarşisine karşı bir rövanş mücadelesidir.

Şu anda Ergenekon Davasında karşı karşıya mücadele eden iki derin güçten biri kadim Sabetayist derin devlettir. Bu Sabetayist derin devlet ilk önce Selanik’te Sabetayist Yahudiler tarafından illegal bir gizli siyasi örgüt olarak kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile faaliyete başladı…

İstanbul, İzmir ve daha birçok önemli merkezde şubeler açan bu gizli siyasi örgüt nihayet devleti ele geçirip siyasi parti niteliğine kavuşarak Meşrutiyet’in ilanı ile iktidar oldu. Selanik’te Yahudilerin oluşturduğu Hareket Ordusu, bahane olarak oluşturulan 31 Mart İrtica Vakasını bastırma mizansenini gerekçe göstererek trenle İstanbul’a taşındı ve komutanlığına Mahmut Şevket Paşa adlı bir Sabetayist getirildi.

Selanik’ten yola çıkartılan Hareket Ordusu gelip başkent İstanbul’u kuşatma altında tutarken; Padişah II. Abdülhamit tahttan indirildi, Selanik’e sürgüne gönderildi ve bir Yahudi’ye ait köşkte göz hapsine alındı. Böylece Osmanlı Devleti’nin gizli başkenti denilen Selanik’te gizlice ilk nüvesi kurulan Sabetayist derin devleti legal konuma gelip İttihat ve Terakki Fırkası (partisi) olarak Osmanlı Devleti’nin yönetimini ele geçirdi.
 
Arkasından kısa sürede koca imparatorluğu tasfiye edip İngiltere ile işbirliği içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Çanakkale geçilmez böbürlenmelerine karşın, boğazlardan elini kolunu sallayarak geçip İstanbul’u işgal eden İngiliz işgal kuvvetleri; Osmanlı meclisini, hükümetini ve ordusunu dağıttı ve yeni başkent Ankara’da yeni meclis, yeni hükümet, yeni ordu ve yeni rejim kuruluncaya ve Hilafet kaldırılıncaya kadar bu işgalini sürdürdü. Daha doğrusu İngiliz işgal kuvvetlerinin İstanbul’u terk edip etmediği ya da ne zaman terk ettiği gerçekte hiç belli olmadı. Nitekim bugün kategorik olarak İzmir, Antep, Urfa ve Maraş’ın kurtuluş günleri kutlanıyor, tarihi de biliniyor. Ama İstanbul’un İngiliz işgalinden kurtuluşu kutlanmıyor, tarihi de tam olarak bilinmiyor! Ayrıca Antep’e “Gazi”, Urfa’ya “Şanlı”, Maraş’a “Kahraman” payesi verilirken İzmir’e bir paye verilmiyor! İttihatçı CHP zihniyetinin Yunan işgalinden kurtuluşun payesi olarak layık gördüğü unvan ise “Gâvur İzmir”! İlginçtir, İttihatçı CHP zihniyetinin Çankaya’da adını bir sokağa verdiği devrimlerin fikir babası zat şöyle buyurmuştu: Bu millet Balkan Savaşı’nda barbarlığa karşı direnemedi ama Çanakkale Savaşı’nda medeniyete karşı direndi!

İşte bu İttihatçı CHP zihniyeti Meşrutiyet dönemindeki çok partili hayata son vererek tek partili sistemle Cumhuriyet’i kurdu. Ve CHP tamamen İttihat ve Terakki Fırkası kadrolarından oluşturuldu. Sonra çok partili hayata geçildiğinde ise muvazaa ile bir kısım İttihatçı kadrolar CHP’den ayrılıp DP’yi kurdular. Ancak kantarın topuzu fazla kaçarak DP ezici çoğunlukla tek başına iktidar olup CHP’nin alternatif olarak iktidar şansı kalmayınca 27 Mayıs 1960 darbesi ile çok partili hayata ilk balans ayarı yapıldı. 27 Mayıs 1960 Darbesi kısa sürede İttihatçı Sabetayist kadrolar (ya da aileler) arasında bir kanlı iktidar kavgasına dönüştü.

Aslında bu derin iktidar kavgası, İngilizlerin İstanbul’u işgal ettiklerinde iktidardaki İttihatçı kadroları tutuklatıp önde gelenlerini Almanya’ya sürgün etmeleri ve muhalif İttihatçı kadroya Cumhuriyet’i kurdurmaları ile başladı. Bunun ideolojik alt yapısı ise Sabetayizm’in kurucusu İzmirli Kabalacı haham Sabetay Sevi’nin ölümü üzerine Selanik’teki cemaatinin bölünmesine kadar uzanır. Sabetayist Toplum halen Yakubiler, Karakaşiler, Kapaniler diye kendi içinden 3 farklı gruba ayrılır. Aralarındaki siyasi kavgayı milletten gizlemek için özenle üstünü örtseler de zaman zaman saklanamadığı için bu dışa vurur. İngilizlerin işgali ile başlayan Sabetayist İttihatçılar arasındaki bu iktidar kavgası yurda sokulmayan sürgünlerin içerideki uzantıları tarafından planlanan başarısız İzmir suikastı girişimi ile yeniden nüksetti. Suikasttan sorumlu tutulan önde gelen 17 kişi idam edilirken 150 kişi daha yurt dışına sürgüne gönderildi. 27 Mayıs darbesi özü itibariyle Sabetayist aileler arası bu kanlı iktidar mücadelesinin son bir halkasıydı. 27 Mayıs Darbesi sürecinde kadim Sabetayist derin devlet yapısı da adamakıllı sarsıldı. Birbirini izleyen darbe girişimleri ile zayıflayıp nihayet gücü ve etkinliği azaldı.

Sonraki tüm darbelerde de bu Sabetayist aileler arası iktidar kavgasının etkisi hep oldu. Örneğin Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller arasındaki liderlik kavgasında bunun izlerini görmek mümkündür. Ancak Sabetayist aileler arasındaki milletten saklanan bu derin iktidar mücadelesinin mahiyeti ve seyri esas itibariyle 12 Mart Muhtırası’ndan sonraki darbe süreçlerinde değişti. Artık bu derin iktidar mücadelesi Sabetayist aileler arası bir siyasi kavga olmaktan çıkıp ağırlıklı olarak Millî Görüş hareketi ile Sabetayist Toplum oligarşisi arasında geçen bir iktidar mücadelesine dönüştü. Tarihi seyrini çok özetle verdiğimiz bu kadim Sabetayist derin devlet karşısında mücadele edip rövanş almaya çalışan millî derin devlet ise yukarıda belirtildiği üzere 27 Mayıs darbesinin yol açtığı keşmekeşlik ve Sabetayist Toplumdaki iç bölünme ortamında 12 Mart öncesinde ordu içerisinde Erbakan tarafından kuruldu. Bu milli derin devlet, sol bir cunta tarafından o sırada CHP Genel Sekreteri olan Bülent Ecevit liderliğinde sosyalist bir devrim yapılmak üzere başlatılan 9 Mart darbe girişimini önleyerek, tam 3 gün sonra 12 Mart 1970 askeri muhtırasını verdirdi. 12 Mart Muhtırası olarak tarihe geçen bu askeri müdahalenin açıktan hedef aldığı Başbakan Süleyman Demirel hükümeti bırakırken, Bülent Ecevit ise bu muhtıra asıl bana karşı verildi diyerek CHP Genel Sekreterliği’nden istifa etti. Artık bu tarihten sonra Erbakan ile Demirel-Ecevit ikilisi arasında açıktan ve derinden her türlü yol, yöntem ve entrikaya başvurularak sürgit devam eden bir siyasi iktidar mücadelesi başlamış oldu.

Bülent Ecevit ilk Başbakanlığında Erbakan’la koalisyon kurarak MSP’yi CHP ortaklığı ile yıpratıp bitirmeyi denedi fakat başaramadı. Daha sonraki Başbakanlığı sırasında kontrgerilla diyerek ihbar ettiği ordu içindeki oluşum aslında Erbakan’ın kurduğu milli derin devletten başka bir şey değildi. Bunun gladyo olarak yaftalanması ise gayri milli damgası vurmak için bir dezenformasyondan ibaretti. Yoksa Ecevit gibi Batı’nın en mutemet has adamı birinin NATO’ya ait bir yapılanmadan rahatsız olup şikâyet etmesi olacak şey değildir. 12 Eylül ve 28 Şubat süreçlerinde de gerçekte iktidar mücadelesi Erbakan kontrolünde bulunan millî derin devlet ile Demirel-Ecevit ikilisinin hizmetinde bulunduğu kadim Sabetayist derin devlet arasında devam etti. Daha önce birbirlerine karşı kanlı bıçaklı bir muvazaalı siyasi kavga veren Ecevit-Demirel ikilisinin özellikle 28 Şubat post modern darbe sürecinde tam bir işbirliği ve dayanışma sergilemeleri bu gerçekliğin bir açık ifadesidir.

Hele Ecevit’in ismini bile anmayarak bunların partilerini kapatmak yetmez, kökünü kazımak lazım deyişi her şeyi anlatmaya yetmektedir. Bugün hala bu eksende devam eden derin iktidar mücadelesinin asli tarafları hiç değişmedi. Nasıl ki kadim Sabetayist derin devlet, başlangıçta gizli bir siyasi örgüt olarak Selanik’te ordu içinde kurulan İttihat ve Terakki Fırkası'nın Meşrutiyet’in ilanı ile legal hale gelip iktidar olmasıyla resmiyet kazanmıştı. Tıpkı bunun gibi Erbakan’ın kurduğu milli derin devlet de 28 Şubat sürecinde BU KEZ SİLAHSIZ KUVVETLER sloganıyla başlatılan post modern darbe girişiminin püskürtülüp tüm önde gelenlerinin ordu, siyaset, sermaye, medya ve sivil toplum kuruluşlarından tasfiyesi ve nihayet AKP iktidarının da kontrol altına alınmasıyla legalleşip yarı resmi bir konum kazandı. Çünkü bu henüz resmen ilan edilmiş değil. Bu yakın dönemde ise bir işaret fişeği olarak Merkez Bankası Başkanlığı’na Durmuş Yılmaz’ın getirilmesi ile legal ortamda resmen başlatılan kadim Sabetayist derin devlet ile rövanşist nitelikli millî derin devlet arasındaki mücadele Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesiyle çok önemli bir merhale kaydetti.

Durmuş Yılmaz herhangi biri değil, bir zamanlar Refah Partisi seminerlerine hoca olarak katılan Erbakan’a çok yakın bir isimdir. Sürekli güç kaybedip geri çekilmek zorunda kalan kadim Sabetayist derin devlet mensupları Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne Abdullah Gül’ün çıkmasını en büyük kalemiz düştü şeklinde ifade etmekten çekinmediler. Böylece üstünlük mutlak şekilde millî derin devlet tarafına geçmiş, kadim Sabetayist derin devlet birtakım kalelerde savunma savaşı vermek zorunda kalmıştı.

Hilmi Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde ordu içerisindeki üstünlüğünü tamamen yitiren kadim Sabetayist derin devletin sivil mensupları, büyük umut bağladıklarını açıkça ilan ettikleri Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı dönemlerinde büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Ordu içinde üstünlüğünü yitiren kadim Sabetayist derin devlet artık yargı organlarındaki yapılanmaları ile mukavemet mücadelesi vermek zorunda kaldı. Ezici bir çoğunlukla tek başına iktidarda bulunan ve ikinci adamını Cumhurbaşkanı seçip Köşk’e gönderen AKP’ye AYM’de açılan kapatma davasına büyük umutlar bağlanması bu çabanın eseriydi ve sonuçsuz kaldı. Dahası Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yargı önüne çıkartılıp Köşk’ten indirilme girişiminin mahiyeti de buydu. Sürekli güç ve mevzi kaybeden kadim Sabetayist derin devletin önemli bir kalesi olarak YÖK de nihayet düşmüştü. Ana dili İbranice olan Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın nice emekler verip göz nuru dökerek kurduğu YÖK artık rövanşist gücün elindeydi! Bütün hepsinden daha önemlisi ise Ergenekon Davası ile köklü bir tasfiye sürecine sokulan kadim Sabetayist derin devlet mensuplarına yapılan uygulamalardan, asıl belirleyici güç olan istihbarat örgütünün milli derin devlet kontrolünde olduğu çok net şekilde görülüyordu! Ergenekon Davasının bugün başarıyla yürütülmesini asıl sağlayan güç millî derin devlet kontrolündeki istihbarat organizasyonudur.

Askeri ve sivil hiçbir makam, mevki ve kuruluş istihbarat gücüne dayanmadan etkili olamaz. Bugün ayyuka çıkan telefon dinleme trafiği, en gizli toplantıların görüntü kayıtları ve ortam dinlemeleri istihbarat gücünün milli derin devletin tam kontrolünde olduğunu açıkça göstermektedir. Ergenekon Davasının en büyük dayanağı milli istihbarat örgütünden aldığı destektir. Hey gidi günler! Yargı izniyle sağlanan telefon kayıtlarının bile kanıt olamayacağını yırtınıp tepinerek anlatan çevreler; daha dün Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş’ın Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan ile Meclis Başkanvekili Yasin Hatipoğlu arasındaki telefon görüşmesinin illegal yollardan elde edilen bant kayıtlarının hukuki delil kabul edilip koca partinin kapattırılmasında gerekçe yapılmasına hiç ses çıkarmamışlardı! İlginçtir, o telefon konuşmasında Yasin Hatipoğlu’nun Erbakan’ın ricasına küstahça karşı çıkıp Mesut Yılmaz’ın istediği şekilde hareket edeceğini yılışarak söylediğini Vural Savaş dosyasına girmesi sayesinde öğrenmiştik! Konu, Mesut Yılmaz’ın hile ile aldırdığı erken seçim kararını, aday listelerinde harcanan isyancı milletvekillerinin iptal önergelerinin görüşülme biçimi idi. Çorum’da Refah Partisi liste başını garanti gören Meclis Başkanvekili Yasin Hatipoğlu lideri Erbakan’a kafa tutarak özetle Mesut Yılmaz doğrultusunda hareket edeceğini söylüyordu. Çünkü erken seçimin iptali halinde bu ANAP milletvekilleri Mesut Yılmaz’ın canına okuyacaklardı. Bu son derece kritik ve stratejik konuda Erbakan Hatipoğlu’na bir türlü söz geçiremiyordu! …Ve şimdi yine bugüne Ergenekon konusuna dönelim.

Bu son günlerde HSYK toplantılarında bir bilek güreşi yaşandığı medya organlarınca kamuoyuna sürekli sızdırılmaktadır. Hâkim ve savcıların rutin tayinlerine ilişkin bir kararname içerisinde Ergenekon Davasının savcı ve hâkimlerini de kaydırıp yerlerinden etmeye çalışan kadim Sabetayist derin devlet mensupları anlaşılan yine umutsuz bir çıkış ile yeni bir çözüm peşindeler. Bir kere kamuoyuna bunca mal olmuş ve büyük kitlelerin nezdinde adeta kaziyei hüküm halini alıp sanıkları mahkûm edilmiş Ergenekon Davasını yürüten savcı ve hâkimlerin yerleri kaydırılarak yol açılacak toplumsal tepki ile bir Ergenekon Davası daha açmaya yetecek siyasi güç oluşturulabilir… Bu akılsızca girişim çaresizlikten değilse hala kontrollerinde olduğunu zannettikleri medyaya çok güvendiklerindendir. Hani bir zamanlar Hürriyet’in Patronu Erol Simavi şöyle demiyor muydu: Kamuoyu dediğin ne ki; ben ne istersem bu ülkede o konuşulup tartışılır. Oysa o günden bu güne köprülerin altından ne sular aktı gitti denize karıştı! Neyse geçelim… En başta siyasi iktidar gücünü, önemli ölçüde sermaye ve medya gücünü, çok büyük ölçüde sivil toplum kuruluşlarını ve her şeyden önemlisi istihbarat gücünü kontrolünde tutan millî derin devlet yerlerinden kaydırılacak bir birkaç tane savcı ve hâkim nedeniyle zora sokulup pes mi ettirilecek? Bu çok uçuk bir ham hayaldir. Sahip olduğu bu kuşatıcı güç ve büyük toplumsal destekle millî derin devlet istese on tane daha Ergenekon Davası gibi dava açar. Gerekirse yargı sistemini de baştan sona değiştirir. Bu kadar güce sahip bir irade iki tane savcı ve hâkimin punduna getirilip yerinin değiştirilmesiyle pes mi edecek? Zaten daha önce emniyetin sayısız operasyonlarıyla kadim Sabetayist derin devletin illegal vurucu gücü olan mafya yapılanmalarını ve suç çetelerini gruplar halinde yargı önüne çıkartıp bir kısmını mahkûm ederken bir kısmının ise şebekesini dağıtarak bertaraf eden millî derin devlet ortamı yumuşatıp dikensiz gül bahçesine çevirdiği için Ergenekon Davası açılıp yürütülebilmektedir. Farzımuhal Ergenekon Davasına bakan savcı ve hâkimler yerlerinden kaydırılıp başkaları getirilse başka türlü hareket edebilecekler mi?

Tam aksine onların çok daha sert ve kararlı tutum içine girmeleri bile söz konusudur. Hatta farz edelim ki mevcut Ergenekon Davası sanıklarının tümü ya da önemli kısmı beraat ettirilse kadim Sabetayist derin devlet eski güç ve iktidarına yeniden kavuşabilecek mi? Peki, kiminle ve ne ile kavuşacakmış? Elinde ne kalmış; yüksek yargı kurumlarındaki birtakım yaşlı yargıçlardan başka? Onları, zaten yargı sistemi köhnemiş, kurumları alabildiğine yıpratılmış durumda olduğu için bir yasal operasyonla ya da reform paketi içerisinde evlerine torunlarının yanına göndermek sanki çok mu zor? Makro düzeyde mutlak iktidar gücünü yitirmiş bir zihniyetin birtakım ayak oyunları ve bazı serdengeçtilerin kişisel gayretleri ile varlığını sürdürmesi ve hele eski güç ve iktidarını yeniden kazanması mümkün değildir. Bunun bir örneği ne dünyada ve ne de tarihte görülmüştür. ABD’deki siyonist kuruluş mensupları Türkiye artık süper güç, politikalarını etkileyebilmek söz konusu değil diye bas bas bağırırken; buradaki, kafasını kuma sokmuş olan uzantıları hala bir iki Ergenekon Davası savcı ve hâkiminin ayağını bir punduna getirip kaydırarak bir şey yapacaklarını sanıyorlar…

Zehi gaflet!  

El-Aziz


 

Haberi ... Bookmark Ağına Ekle.

BlinkList del.icio.us FaceBook Folkd Furl Google Linkarena Mister Wong oneview Webnews Yahoo MyWeb YiGG
2
Yorum var
Haber Tarihi       :  26.07.2009 Saat: 18:15
Haber Kategori  :  Sfenks Komplo
Haber Editörü    :  roy
Haber Okunma :  3518
NOT :  Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.

YORUMLAR

YNT: Savaş kızışıyor...
Kimden TaratoR 13.08.2009 Saat: 00:22
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://tarator.tripod.com/
Tamam, güzel. Yazılanları gayet iyi anladık. Özellikle de en son kısımda yazan "ABD’deki siyonist kuruluş mensupları Türkiye artık süper güç, politikalarını etkileyebilmek söz konusu değil diye bas bas bağırırken; buradaki, kafasını kuma sokmuş olan uzantıları hala bir iki Ergenekon Davası savcı ve hâkiminin ayağını bir punduna getirip kaydırarak bir şey yapacaklarını sanıyorlar..." kısmı gayet doğru ve güzel bir bitiş cümlesi olmuş ama benim anlamadığım bir husus var. Ergenekon davası iki derin devlet arasındaki bir mücadele diyorsunuz, bunlardan biri malum, diğerinin ise "milli derin devlet" yani milli görüş olduğunu söylüyorsunuz. Bu bana pek mantıklı gelmedi.

Milli görüşün özellikle istihbarat örgütlerinde ne kadar yapılanabildiği tartışılır gibime geliyor. Ayrıca bizim kamuoyunda görebildiğimiz kadarıyla milli görüşün temsilcileri her fırsatta Akpartiyi yerden yere vuruyor. Bu nasıl oluyor da oluyor? :) Yani sahte bir kavga mı bu? Yani Akparti milli görüş gömleğini çıkarmadı mı aslında? Bu da pek mantıklı değil. Erbakan hoca gibi birinin bu konuda samimiyetsiz davranacağına (veya adına takiye diyelim) pek ihtimal vermiyorum ben şahsen.

Yanlış anladığım bir husus varsa lütfen beni düzeltiniz.


YNT: Savaş kızışıyor...
Kimden babangida 12.08.2009 Saat: 01:26
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Eğer bunlar doğru ise vay ülkemin haline ki vay.


Tüm Yorumlar için Tıklayın
Sfenks Komplo kategorisine ait son 10 yazı.

      Kültürel Üyelik
      Sfenks Konular
RAHATSIZ YAZILAR
Kahve Molası
İntihar Notları
Aşk Böceği
Tüm Yazarlar »»»
      Sfenks Evraklar
      Kültür Menü
Toplam Üye: 1493
Aktif Üye: 29
Aktif Ziyaretçi: 131
Üye Adı
Şifre
          Yeni Üye KayıtYeni Üye Kayıt
          Şifremi UnuttumŞifremi Unuttum
      Sürgündeki Notlar
· Adalet AĞAOĞLU
· Adolf HİTLER
· Ahmet ALTAN
· Ahmet ARİF
· Ahmet Hakan COŞKUN
· Ahmet KAYA
· Alain BOSQUET
· Alan Durning
· Alan Lightman
· Aleksandr S. Puşkin
· Alfred de MUSSET
· Alfred de VIGNY
· Ali BAYRAMOĞLU
· Ali Erdem ÖLMEZ
· Ali Şeriati
· Alparslan TÜRKEŞ
· Anna KARAVAEVA
· Antonin ARTAUD
· Arthur RIMBAUD
· Ataol BEHRAMOĞLU
· Atatürk
· Atlantis
· Attila JÒZSEF
· Attila İLHAN
· Ayşe Büşra Erkeç
· Aziz NESİN
· Aztekler
· Aşık VEYSEL
· Baki Özgür TUĞAY
· Benno BARNARD
· Bertolt BRECHT
· Bertrand RUSSELL
· Bob Dylan
· Boris PASTERNAK
· Bülent ECEVİT
· Bülent Parlak
· Cahit Sıtkı TARANCI
· Can DÜNDAR
· Can YÜCEL
· Celil MEMMEDGULUZADE
· Cem KARACA
· Cemal SÜREYA
· Cemil MERİÇ
· Cesare PAVESE
· Charles BAUDELAIRE
· Che GUEVARA
· Chuck Palahniuk
· Constantinos KAVAFIS
· Dans
· Demet BULDU
· Deniz Gezmiş
· Dücane CÜNDİOĞLU
· Edebi Biyografi
· Edebiyat
· Edgar ALLAN POE
· Edip Cansever
· Eflatun
· Emel İrtem
· Emre KONGAR
· Erdal ÖZ
· Erzurumlu EMRAH
· Eski Mısır
· Ezra POUND
· Fakir BAYKURT
· Faruk Nafiz Çamlıbel
· Fazıl Hüsnü Dağlarca
· Federico G. Lorca
· Fethullah GÜLEN
· Franz Kafka
· Friedrich Nietzsche
· Fyodor Dostoyevski
· G.Garcia Marquez
· George Orwell
· Gerard de NERVAL
· Gez Gör Keşfet
· Goethe
· Guillaume APOLLINAIR
· Gülay GÖKTÜRK
· Gökhan Özcan
· Halit Fahri OZANSOY
· Hasan Karahan Sönmez
· Haşmet BABAOĞLU
· Hekimoğlu İSMAİL
· Hüseyin Avni GEZGİN
· Hüseyin HATEMİ
· Isaac ASIMOV
· Jacques PREVERT
· Jean-Jacques ROUSSEA
· John MASEFIELD
· John STEINBECH
· Josef STALİN
· JoseMaria de HEREDİA
· Kara Mizah
· Karakalem
· Karl MARX
· Kenan KALECİKLİ
· Kitap Tahlili
· Kizu TOYOTARA
· Konfücyüs
· Lanetli Sınıf
· Langston HUGHES
· Lenin
· Leonard Cohen
· Leslie Morgan COLLIN
· Levni
· Louis ARAGON
· Mahatma GANDHİ
· Maya Uygarlığı
· Mehmet Akif Ersoy
· Mehmet BARLAS
· Mehmet PEKKÜÇÜKŞEN
· Mehmet Şener
· Mevlana
· Mikhail ISSAKOVSKI
· Murathan MUNGAN
· Nazım HİKMET
· Necip F.KISAKÜREK
· Necmettin ERBAKAN
· Nedim
· Nevzat TARHAN
· Neyzen TEYFİK
· Nihat GENÇ
· Nikolaevich TOLSTOY
· Nostalji Türk
· Nostalji Yabancı
· Nuri PAKDİL
· Nurullah GENÇ
· Olcay BEKİROĞLU
· Omer HAYYAM
· Opera ve Bale
· Orhan KEMAL
· Orhan PAMUK
· Orhan Veli KANIK
· Oruç ARUOBA
· Ozdemir ASAF
· P.J . JOUVE
· Pablo NERUDA
· Paul ELUARD
· Paul VALERY
· Paul VERLAINE
· Philippe SOUPAULT
· Pierre de RONSARD
· Pir Sultan ABDAL
· Pınar POTUK
· Rafael A. MARTINEZ
· Rainer Maria RILKE
· Rene CHAR
· Resim ve Fotoğraf
· Reşat N. GÜNTEKİN
· Robert DESNOS
· Röportaj
· Said NURSİ
· Sait ÇAMLICA
· Salah BİRSEL
· Salvatore QUASIMODO
· Samed VURGUN
· Sanat
· Selahaddin HİLAV
· Selim İLERİ
· Seyh EDEBALİ
· Seyh Sad-i ŞİRAZİ
· Seyh ŞAMİL
· Sezai KARAKOÇ
· Sfenks
· Sfenks Haber
· Sfenks Komplo
· Sigmund FREUD
· Sinema
· SKL Hareketi
· Sokrates
· Soner YALÇIN
· Stephane MALLARME
· Sır'lı Ayna
· Tünay Süer
· T. S. ELIOT
· Tamara
· Teneke
· Ters Köşe
· Theophile GAUTIER
· Tiyatro
· Tristan TZARA
· Turgut UYAR
· Turkadin
· Uğurtan AKGÜL
· Victor Hugo
· Vladimir MAYAKOVSKI
· William SHAKESPEARE
· World Culture
· Yahya Kemal Beyatlı
· Yannis RITSOS
· Yaşar KEMAL
· Ümit Yaşar OĞUZCAN
· Yorgo SEFERIS
· İpek ONGUN
· İskender PALA
· İsmet ÖZEL
· İtalo Calvino
· Yunus EMRE
· Yusuf Ziya ORTAÇ
· Yılmaz ERDOĞAN
· Zeki MÜREN
· Ömer ÇELİK

      Sanat'a sahip ol !
© Sfenks.net 2007 her hakki saklidir. SiteMap
Sitedeki yazılar 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır.
Yazar ve Şairlerinden izin alınmadan, eserler, hiç bir ortamda kullanılamaz.
Yazilarin her türlü hukuki sorumlulugu yazi sahibine aittir