Susuz bir çiçeğin kanatlarına kar yağmış Kasırgalarla boğuşan, Kurtlar sofrasında savaşan, Şimşeklere meydan okuyan,
Susuz bir çiçeğin kanatlarına kar yağmış!...
Ürküntü veren gece ateşinin dingin sesinde, Kararsız ve telaşsız mavinin enginliğinde, Rüzgara hükmedemeyen ağaçların fısıltısı, Karanlığın son dansını oynamaktadır.
Ürküntü veren gece ateşinin dingin sesiyle!
Hangimiz daha mavi, hangimiz daha sevgili, Ve gecikmiş kaderimizin korkulu rüyasına inat, Vazgeçmemek, geçememek sırat köprüsünden, Yani senden... Ancak ve ancak aşka minnet köprüsünden.
Hangimiz daha mavi, hangimiz daha sevgili!
Alemleri oyun ve eğlence olsun diye yaratmayan, En sevgilinin kuralı, Yani aşk, Yani sevgi, Çiçeğin toprağı yararak çıkan hükmüne boyun eğmek gibi;
Alemler oyun ve eğlence için yaratılmadı!
Neylersin gönül kural dinlemez, gönül sözü esirgemez, Bir mıh gibi içimize saplanan kederin iğrenç kokusu, Ve sadece et ve kemik topluluğu! Yani çılgın kalabalık, Sevgiye ne kadar hasret! Sevgiye ne kadar düşman! Sevgiye ne kadar da nankör!
Neylersin gönül kural dinlemez!
Dinle sevgili, Güneş bir daha batmayacak, Susuz çiçek susuz kalmayacak, Ve acımasız ağıtlar bir daha haykırmayacak, En derinlerden ve en güzel mabedinden... Rüyada nefessiz kalmaktan da öte, Aşksız ve sevgisiz! Yani sensiz... Yani bensiz...
Dinle beni sevgili!
Ardından söylenen türküleri emanet ettim sevgimize. Ve yağan yağmurlara inat tuttuğum ellerini Ve dudaklarını, Ve narin bakışlarını, ve.... ve.... Gözlerini.
Ardından herşeyi emanet ettim sevgimize!
Nur gibi açıldı gönlümün mabedi, Ve kar;... artık kalbine yağmayacak. Artık eller (ellerimiz) ayrı kalmayacak. Güzellikler senin hücrelerinde saklı(!), Kalmayacak bakışlar gizli; Diyemediğim aşkımı, Resmedemediğim hayatımı, Nakşetme zamanıdır şimdi.
Nur gibi açıldı gönlümün mabedi! ... Ve Bedenlerin ölümsüzlüğü
E.Ö
|