Fakülteye başladığım doksanlı senelerin son merdivenlerinde ilk yılı yasaklanacak tedirginliğiyle bitirip ikinci yıla umutla başlarken, sonunda zulme içeri gir diyenlerin emriyle yasakla tanışmıştık. Başörtüsü Yasağı! Film yeni başlıyordu şehirde...
Bir bez parçasını gördüklerinde kendilerine küfreden okul güvenliğinin merhametsizliği arasına sıkışıp kalmış, okuldaki erkek öğrenciler kadar genç, onlar kadar yalnız, onlar kadar parasız, onlar gibi bir aşkın peşinde körkütük koşturabilen; yemekten, içmekten ve gezmekten erkek öğrenciler kadar zevk alabilen, radyoda bir gurbet türküsü çaldığında susan, susan, susan kızların hazin hallerinin filmiydi. Kötü adamların filmde iyiyi, iyi adamların seyirciyi oynadığı bu sinema klasiğinde bir tek o kızlar yoktu söz alabilen. Ne söz veriliyordu filmde onlara, ne de oynadıkları ya da oynamak zorunda bırakıldıkları rolün bedeli...
Alına kararların tek hedefiydi onlar.Aslında onlar değildi hedef.Başlarına ne için giydikleriyle bir kısmın hiç ilgilenmediği çokça inancımız gereği dedikleri başörtüleriydi sorun.Başlarını açmaları karşılığında derse alınıyorlar, açmadıkları vakit kös kös geri dönüyorlardı nereye gideceklerini bilmeden. Biz üç beş başörtülü erkek çoğu zaman bu duruma kızıyor, derslerde asık suratlarımızı sergiliyor okuldan çıkınca karnımızı doyuruncaya dek pek konuşmuyorduk. Gece artık gece olmaya başlayınca içimizde başkalarına ait olan acı hafifliyor, ertesi gün okula gidene kadar rutin gülmelerimizi, konuşmalarımızı yaşıyorduk. Bir kez daha görülüyordu ki; el elin eşeğini türküyle arıyordu. Bu olayda da olan buydu. Çünkü bizim başörtümüz başımızda değil, içimizin en tenha sürgün yerindeydi. Anlayacağınız ateş her zamanki gibi düştüğü yerde kırmızıya boyuyordu etrafı. Kırmızıya ve mora…
O bir sene kavgalarla sürüp gitti. Kızların birkaçı, açmadıkları saçları sebebiyle okuldan atılmışlardı. .O ilk günlerde kızların sınıfa girdiği vakit yaşadıkları utancı yazmak için bile utanıyorum hala. Sınıfın tüm erkekleri en öne öbeklenmiş de kızları da arkalara almıştık. Yüzleri yüzümüze, gözleri gözlerimize değmesin diye. Başörtüsü kırmızı beyaz renklerle bezenmiş fakültenin en çelimsiz, sınıfın en suskun kızı da okulu bırakanlar arasındaydı... Saçlarının belki sarısını, belki saçlarına düşen aklarını, siyahını, belki kumralını gösterseydi biz erkeklere, erkek polislere, hocalarımızın erkek olanlarına okulu bitirecek; şimdi oldukları yerlerden hayalini kurduğu yerlerin öznesi ve yüklemi olarak yaşamına devam edebilecekti. Biz okulu bitirdik artık bitiremeyenlerin arasından sıyrılarak. Ve hala film devam ediyor. Zulmün en uzun metrajlı filmi.
Oysa bu vatanı bizler kadar, onlar kadar seven, inandıkları uğruna geleceklerini dahi küle çeviren, küllerin arasında garip bir dervişe özenen, konuşması, gülmesi bizden, hüznü beraber paylaştığımız, kendilerini doğuran bir anne ve babaya sahip,neden itildikleri sorulduğunda boyun büken, nev-i şahsına münhasır bir yasakla aslında yaşamı yasakladığımız kızlarımıza selam olsun.Erkek egemen bu dünyada kendi tercihlerini başkalarına karalatan talihsiz kızlara selam olsun. Selam olsun olmasına ama cengaver selamlara da doydu artık kızlar, kadınlar, inandıklarının mağdurları.
Biz başörtülü erkekler!
Onlar okul kapılarında panzerlerle karşılanırken, işyerlerimizde okuduğumuz bizden gazetelerle sözde verdiğimiz destekler yetmiyor onlara Bunu anlamadık. Yaz geldiğinde beş yıldızlı otellere tatil için gittiğimizde oralara harcayacağımız paraların okumaya hevesli, okutulamayan kızların bir yıllık okul parası olacağını düşünmedik. Çünkü artık açık büfelerinde otellerin, yediklerimiz eleştirmekle meşguldük. Vakit aralarında oteli eleştirirken aklımıza ne panzerler geliyordu, ne de okulu bırakmak zorunda kalıp hala ve maalesef yurtdışında okuyabilme ihtimalleri olmayan kızlarımız. Biriktirdiğimiz parların hesabını yapmak vicdan hesabı yapmaktan daha kolay oldu artık. Çok öğretmen gördüm, yasağa direnip karşı geleni gittikleri bizden özel okullarda asgari ücret çok görülen. Başörtülü kodamanlarımızın daha iyi bir araba, daha sükse cep telefonu konuşmaktan dönüp yanlarına bakacak vakitleri de yok artık. Erzurum çarşı pazar içinde bir rektör gezer leylim aman aman…
Film böyle uzayıp gidiyor.
Kadınlar. Başörtülü kadınlar! Bizden size fayda yok. Siz birbirinize sarılın. Bizim sarıldıklarımızdan siz fayda bulamazsınız.
B.P
|